Buralardan ayrılalı yaklaşık bir ay oldu. Ama ne yalan söyleyim bana biraz daha uzun gibi geldi. Sanırım bu biraz bu şehri özlemekle biraz da gittiğim yerde hayatın biraz daha yavaş gitmesinden kaynaklı. Gündelik yaşama baktığınızda oralarda hayat daha zor ve daha yavaş. Telaş yok. Her iş yetişir. Rahat ol. Bunlar ilk öğrenilen şeylerden buralarda.
İstanbul'a Perşembe akşamı geldiğimde hoş bir resmin çerçevesinde yerimi aldım. Beyazın hakim olduğu bir resimdi. Sadece ve sadece o gün için hoş olduğunu söylemeliyim.Cuma günüyse gri ve siyah renkler hakim olmaya başladı resme. Ama gökte parlayan güneş teselli oldu. Arkadaşları görmek ve bir konuk olmak fena halde hoşuma gitti.
Gelirken yanımda getirdiğim zeytin ve zeytin suyunu sahiplerine teslim etmeye başladım. Ürettiğim şeyin tadanlar tarafından beğenilmesi ve en çok da bu sağlıklı ve mükemmel ürünün onlara ulaşmasında payım olmasına bayıldım doğrusu. Sanki zeytinsuyunu ben icad ettim. Benden önce ne yiyorlardı insanlar kuzum söyler misiniz:))
Şaka bir yana size bir bilgi daha zeytinyağı aslına bakarsanız birkısım otoritelerce zeytin suyu olarak nitelendirirlir.. O ek bir prosese gerek kalmadan sıkıldıktan hemen sonra tüketilebilmesi yönüyle bu tanıma uyuyor bence. Hatta daha ileri gidersek zeytin ağacının meyvesinin suyu meyve suları sınıfının bir üyesi olmalıdır. Beni tanıyanlar bilir 2000 li yılların başında GOURMEX adlı özel gıdaların sergilendiği birkaç fuarın organizasyonunda görev almıştım. Bu fuarda, Şarap, Zeytinyağı, Kahve, Çikolata, Puro ve benzer gurme ürünler yer alıyordu. Zeytin konusundaki bilgileri bu fuarda yeralan üreticilerle olan sohbetlerimiz sırasında öğrenmiştim. Şimdi birçoğuyla komşu olduk.
Bu şehri ve dostları özlemişim. Dahası misafir olmak İstanbul'a müthiş keyifli. Bunu sık sık yapacağım emin olabilirsiniz.
Sevgiler.